Narrative Terapi’nin Felsefi Temelleri

Narrative Terapi’nin Felsefi Temelleri

Narrative Terapi’nin zengin çalışma örneklerinin altında yatan temel felsefi ve etik prensiplerin değerlendirilmesi, Narrative Terapi’ye sadece teknikler bütünü olarak yaklaşılmasını engelleyerek onun etik bir çalışma ile insanların bağlam ve ihtiyaçlarına yönelik özelleşen bir terapi yöntemi olarak anlaşılması noktasında büyük bir önem taşımaktadır. 

Narrative Terapi felsefe, psikoloji, antropoloji, sosyoloji, dilbilim, anlatı (narrative) ve edebiyat teorisi gibi birçok beşeri ve sosyal bilimden beslenerek gelişmiştir. Filozof Michel Foucault, antropolog Gregory Bateson, etnograf Edward Bruner, gelişim psikoloğu Jerome Bruner, filozof Jacques Derrida, sosyal yapılandırmacı Kenneth Gergen, antropolog Clifford Geertz, sosyolog Erving Goffman, eğitim psikoloğu Lev Vygotsky ve antropolog Barbara Myerhoff  gibi pek çok isim Narrative Terapi’nin şekillenmesine düşünceleriyle katkıda bulunmuştur.

Narrative Terapi’nin kurucuları Michael White ve David Epston, birçok farklı disiplinden okudukları ve etkili buldukları kavramları o disiplinden bağımsız olarak geliştirdikleri yeni bir formata adapte ederek terapide kullanmaya başlamışlardır. 

Örneğin Fransız filozof Michel Foucault’un “Batı kültüründe insanların tanımlama ve sınıflandırma yoluyla nesneleştirilerek modern bir gücün insanların içselleştirdikleri söylemlerle kişileri kontrol ettiği” düşüncelerinden etkilenen Michael White ve David Epston, patoloji söylemlerinin insanı nesneleştirmesi yerine problemin kendisinin nesneleştirilmesini amaçlayarak geliştirdikleri “Dışsallaştırma Konuşmaları” adını verdikleri bir uygulama sayesinde bu durumu tersine çevirmiştir.

Narrative Terapinin fikirlerinden faydalanarak yeni uygulamalar geliştirdiği bilim insanlarının bir diğeri de Antropolog Barbara Myerhoff’tur. Michael White, Myerhoff’un yaşlılarla yaptığı çalışmalardan ortaya çıkardığı “yeniden üyelik” (re-membering) sürecindeki iletişimlerin, diyalogların, söylemlerin terapötik değerini keşfetmiş ve bunu Narrative Terapi’ye adapte etmiştir.

Örnek verilebilecek önemli isimlerden bir tanesi de Rus asıllı bir gelişim psikoloğu olan Vygotsky’dir. Narrative Terapi kurucuları onun yaptığı çalışmalardan iskele kurma (scaffolding) kavramını alarak kültürün ve sosyal etkileşimin kişilerin gelişimi üzerindeki etkisi üzerine çalışmış ve “bilinen ve aşina olunandan bilinmesi muhtemel olana” doğru ilerleyen beş basamaklı bir iskele kurma tekniği geliştirmiştir.

Yukarıda verilen birkaç örnek isim ve çalışmayla beraber Narrative Terapi’nin sahip olduğu temel felsefi görüşlere; Avustralya ve Yeni Zelanda’daki yerli halkların bilgileri başta olmak üzere birçok baskılanan topluluğun ürettiği tecrübe ve bilgiler eklenerek yaklaşımın bugünkü postyapısalcı, sorgulayıcı, güç ilişkilerine ve sömürgeciliğe hassas felsefi konumu şekillenmiştir.